Eylemlerin, Türkiye'nin önünü kesmeye yönelik olarak ülke içinde istikrarsızlık ve kaos yaratma amacına hizmet ettiği açık bir şekilde anlaşılıyor.
Çözüm sürecinin yarattığı olumlu hava ve ekonomik gelişmeler, Cilvegözü, Reyhanlı terör saldırıları ve Gezi Parkı eylemleri sonrasında önemli ölçüde etkilenmiş bulunuyor.
Eylemlerde Türkiye'nin uluslararası kamuoyu imajına ve ekonomisine darbe vurma çabası da açıkça görülüyor.
Eylemlerde, Başbakan Erdoğan ve polisin hedef alınması aslında masum bir toplumsal hareket ile karşı karşıya olmadığımızın bir göstergesi gibi görünüyor. Literatürde ve propaganda stratejilerinde toplumsal olayların ve eylemlerin başarıya ulaşabilmesi, mevcut düzenin ve iktidardaki üst düzey yöneticilerinin gözden düşürülüp, halk desteğini yitirmesi sonrasında gerçekleşebileceği öngörülüyor. Bunun için de devlet kurumlarının yıpratılması elzem görünüyor. Bu amaçla toplumsal olaylarda polisi tahrik ederek sert müdahaleye zemin hazırlayan kışkırtıcı provokatörler önemli bir rol oynuyor.
Ülke içinde ve dışında sosyal medya ve eylemci gençlik üzerinden Türk Tahriri yaratma amacıyla, kalabalık kitleleri, Taksim'e çekerek güvenlik kuvvetleri ile karşı karşıya getirmek isteyen provokatörler sosyal medyada twitter üzerinden Gezi Parkı ile ilgisi olmayan fotoğraflar, kışkırtıcı öykü ve söylentiler, yalan bilgiler, haberler yaymaya devam ediyorlar.
Türkiye'nin son on yıl içinde Ortadoğu'da milli menfaatleri ve çıkarları doğrultusunda bağımsız sayılabilecek bir dış politika vizyonu ortaya koyması, bu bölgeyle ilgili emelleri olan birçok ülkeyi rahatsız etmiş görünüyor. Başbakan Erdoğan'ın küresel bir lider ve aktör olarak, bölgesindeki sorunlarla yakından ilgilenmesi, mazlum Müslüman ülkelerin yanında yer ve tavır alarak, İsrail ile Filistin sorunu üzerinden Davos'ta One-Minute çıkışı, Mavi Marmara olayı ve Suriye politikasındaki net tavrı, Türkiye'nin bölgesinde etkin bir güç olma perspektifini ortaya koyuyor.
Seçim ve darbeler yoluyla Başbakan Erdoğan'ı ve partisini deviremeyeceğini anlayan iç ve dış derin yapı, Erdoğan ve AK PARTİ'yi itibarsızlaştırma, halkın gözünden düşürme amaçlı bildik bir stratejiyi uygulamaya yönelmiş görünüyor. Cilvegözü ve Reyhanlı saldırıları ile bir taraftan terör kozu ileri sürülürken, diğer taraftan da sosyal medya kullanılarak ve kitleler organize bir şekilde ajite edilerek, Gezi Parkı olayını sistematik bir şekilde, Türkiye geneline yayarak, uluslar arası kamuoyunun da desteğini alacak şekilde propaganda ve kamuoyu oluşturma yöntemleri ile kitle iletişim araçları da devreye alınarak kamuoyuna uygulanıyor.
Öncelikli hedefleri Başbakan Erdoğan olarak görünüyor. Üslubu ve yönetim tarzı eleştirilerek, diktatör yakıştırması ile yaftalanıyor. Bu yakıştırma sıfat içte ve dışta yazılı, görsel ve sosyal medyada devamlı gündeme getirilerek iç ve dış kamuoyu etki altına alınıp, yönlendirilmek isteniyor.
ABD ve Batılı ülkelerin Taksim Gezi Parkı eylemlerine açıktan verdiği destek ve Batı medyasının olayları barışçıl ve meşru gösterme gayretiyle yaptığı haber ve yorumlar eylemlerin arkasındaki güçler konusunda ipuçlarını da veriyor.
Fransa'nın önde gelen televizyon kanallarından Fransa 3 Taksim'deki olayları aktarırken, Türk bayrağı yerine, Tunus bayrağını kullanarak yaptığı dezenformasyon amaçlı haber Batı'nın gerçek yüzünü göstermesi anlamında önemli görünüyor.
Avrupa Parlamentosu'nun Taksim Gezi Parkı olayları ile ilgili olarak hükümeti ve Başbakan Erdoğan'ı eleştiren sert açıklaması 'Türkiye'deki gelişmelerden kaygılıyız' cümlesi de aynı dezenformasyonun bir parçası gibi algılanıyor.
Aslında Avrupa Parlamentosu'nun Gladio yapılanmasının etkisi altında olduğu 1990 yılında Avrupa Parlamentosu'nda yapılan bir toplantıda dile getirilmiş bir husustu. Yeşiller grubundan İtalyan milletvekili Falgul, ''Gerçekler üzerine kurulmayan bir Avrupa'nın geleceği de olamaz. Eğer biri açık ve demokratik, diğeri gizli kapaklı iki devletle birden yaşadığımız fikrini yok edemezsek, gelecek diye bir şey de olmayacak. Bu nedenle geçtiğimiz yıllarda Avrupa Topluluğu'nun üye ülkelerinde kaç Gladio şebekesi oluştu, bu şebekeler nasıl yapılanmalar bu soruları yanıtlamamız gerekli'' demişti. Avrupa Parlamentosu 22 Kasım 1990'da Gladio yapılanmalarını şiddetle kınama kararı aldı. Parlamento Avrupa devletlerine, bu gizli örgütlerin niteliklerini, yapılarını, amaçlarını, bu tip yer altı yapılanmalarının araştırılması çağrısında bulundu. Avrupa Parlamentosu'nun bu çağrısı Gladio'ların Avrupa'da yaşanan terörizmi kendi çıkarları için nasıl kullandığının açığa çıkarılmasını da talep ediyordu.
Gladio tipi yapılar günümüzde Türkiye'de ve birçok Avrupa ülkesinde hala faal. Demokrasi ve milli iradeye yönelmiş en büyük tehdit unsuru olarak görünseler de sistem içinde epeyce korunup kollanıyorlar.
Derin Türkiye ve Avrupa, Ortadoğu'daki Şii ittifakını oluşturan devletlerin gizli servislerini de kullanarak Türkiye'nin iç huzurunu, istikrarını, ekonomisini ve dış politikasını hedef alacak şekilde topyekün bir saldırıya geçmiş görünüyor.
Aylar önce sosyal medya üzerinden açılan binlerce sahte twitter hesapları ile Türkiye'nin önde gelen kanaat liderleri ve sanatçıları başta olmak üzere halkı sokağa dökmeye yönelik ajitasyon ve kışkırtıcı ajan faaliyetlerinin istihbarat birimlerince tespit ve deşifre edilememesi milli güvenliğimiz açısından ciddi bir riske işaret ediyor.