Ortadoğu’da savaşların dili gürültülüdür; patlamalar, sirenler, yıkılan şehirler… Ama asıl korkutucu olan, o gürültünün bir anda kesildiği anlardır. İran eksenli gerilim hattında ilan edilen ateşkes de tam olarak böyle bir anı temsil ediyor: Sessizlik var, ama huzur yok.
Ateşkes kelimesi, ilk bakışta umut çağrıştırır. İnsan zihni hemen barışa tutunmak ister. Oysa bu coğrafyada yaşayanlar için ateşkes çoğu zaman barışın değil, yeni bir savaşın hazırlık sürecidir. Çünkü burada savaşlar bitmez; yön değiştirir, taraf değiştirir, ama kendini hep yeniden üretir.
İran’ın dahil olduğu bu gerilim, basit bir sınır çatışması ya da iki ülke arasındaki klasik bir savaş değildir. Bu, yıllardır biriken siyasi hesapların, ideolojik ayrışmaların ve küresel güç mücadelelerinin sahaya yansıyan halidir. Bu nedenle ateşkes dediğimiz şey, yalnızca sahadaki silahların susması değil; aynı zamanda masada geçici bir uzlaşının sağlanmasıdır. Ama o masa, çoğu zaman kalıcı barışın değil, dengelerin korunmasının masasıdır.
Bugün ilan edilen ateşkesin arkasında ne var? Gerçek bir barış iradesi mi, yoksa yorgun düşmüş tarafların nefes alma ihtiyacı mı? Belki de her ikisi… Ancak tarih bize şunu defalarca gösterdi: Eğer bir ateşkesin arkasında güçlü bir çözüm iradesi yoksa, o ateşkes sadece bir ara duraktır.
Kısa vadede ateşkesin değeri tartışılmaz. Bir çocuğun korkmadan uyuyabilmesi, bir annenin “acaba bugün de mi?” endişesini yaşamaması bile başlı başına büyük bir kazanımdır. Hastanelerin yeniden nefes alması, yolların açılması, hayatın kırık dökük de olsa devam edebilmesi… Bunların hepsi ateşkesin insani yüzüdür.
Ama işin bir de görünmeyen tarafı var.
Ateşkesler çoğu zaman taraflara yeniden toparlanma fırsatı verir. Kaybedilen askeri gücün telafi edilmesi, yeni stratejilerin kurulması, ittifakların gözden geçirilmesi… Yani savaş, sadece sahadan masaya çekilir. Ve çoğu zaman o masadan tekrar sahaya, daha sert bir şekilde geri döner.
Ortadoğu’nun yakın tarihi bunun örnekleriyle dolu. Dün yapılan ateşkesin, bugün daha büyük bir çatışmaya dönüştüğünü defalarca gördük. Çünkü sorunlar çözülmedi; sadece ertelendi. Adalet sağlanmadı; sadece denge kuruldu. Ve denge, her zaman en kırılgan barış biçimidir.
İran’ın da içinde bulunduğu bu denklemde, mesele yalnızca bölgesel değil, küreseldir. Büyük güçlerin çıkar hesapları, enerji politikaları, jeopolitik rekabet… Bunların hepsi ateşkesin gerçek anlamını belirleyen unsurlardır. Bu yüzden sahada susan silahların, başka masalarda konuşmaya devam ettiğini unutmamak gerekir.
Peki bu ateşkes kalıcı olabilir mi?
Bu sorunun cevabı, sadece İran’a ya da karşısındaki aktörlere bağlı değil. Bu, aynı zamanda uluslararası sistemin ne kadar samimi olduğuna da bağlı. Eğer amaç gerçekten barışsa, bunun yolu sadece silahları susturmak değil; adaleti tesis etmekten geçer. Aksi halde ateşkesler, sadece zaman kazandırır ama çözüm üretmez.
Belki de en tehlikeli yanılgı şu: Ateşkesi barış sanmak.
Çünkü barış, sadece silahların susması değildir. Barış; korkunun, güvensizliğin ve intikam duygusunun ortadan kalkmasıdır. Barış; insanların yarın için umut kurabilmesidir. Ateşkes ise çoğu zaman bu umudun ertelenmiş halidir.
Bugün İran cephesinde yaşanan bu ateşkes, belki bir başlangıç olabilir. Ama aynı zamanda yeni bir kırılmanın da habercisi olabilir. Bu, tamamen tarafların neyi tercih edeceğine bağlı: Gerçek bir çözümü mü, yoksa geçici bir sessizliği mi?
Sonuç olarak, Ortadoğu’da her ateşkes iki ihtimali birlikte taşır: Ya barışa açılan bir kapıdır ya da daha büyük bir fırtınanın habercisi olan bir sessizliktir.
Ve belki de asıl soru şudur:
Biz gerçekten barışı mı istiyoruz, yoksa sadece savaşın sesini bir süreliğine kısmayı mı?
Yorumlar
Kalan Karakter: