Bütüne baktığımızda üç ayrı parça halinde politize bir halkla karşı karşıyayız. En yoğun ve aktif katılım Kürt siyasallaşmasında. Özellikle Kürt gençleri en üst düzeyde politize oldu.
AK Parti tabanı da çok siyasallaştı ama Kürt hareketinden daha farklı bir yapıda. O kitle, tepeden yönlendiriliyor ve bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından mobilize ediliyor.
Evet, hala öyle ve anlaşılıyorki bu süreç devam edecek. Muhafazakar kitleyi siyasetin aktörü haline getiren motivasyon ve söylem Erdoğan'a ait. Ve onun başarıyla yönettiği muazzam propaganda makinesinin burada temel rol oynuyor.
Böylece toplam nüfusun yarısı AKP ve HDP çatısı altında 'aktif temsil' duygusu yaşıyor. Sistemden öyle veya böyle beslendiklerini ve 'kazandıklarını' veya 'ileride nemalanacakları umudunu' taşıyorlar.
Toplumun yüzde 10'u MHP'de "kendini arıyor". Ama mutlu olduklarını düşünmüyorum. Bilhassa Kürt sorununun geleceğinden kaygılılar ve MHP hiç etkili değil.
Halkın yüzde 20'si gönülden veya kerhen CHP'ye oy veriyor, ne var ki "orada kendini bulabiliyor mu" çok şüpheli. Onlar da mutsuz ve hatta maalesef umutsuz. Yaşam tarzına dair endişe içindeler. Burada da CHP etkisiz.
Bunların dışında bir de travma yaşayanlar var. Bizim insanımızın bir bölümü bunalımda. Habere küsenler var mesela. Devlete ve siyasete de...
Kim mi onlar?
Türkiyenin geleceğinden kaygı duyanlar...
Hiç bir partiye güven duymayanlar...
İktidarı baskıcı, muhalefeti etkisiz bulanlar...
Medyanın da kendilerini temsil etmediğini düşünenler...
Kişisel gözlemlerim beni yanıltmıyorsa toplam nüfusun yüzde 20'sini oluşturuyorlar ve ağırlıklı olarak büyük kent ve sahillerde yaşıyorlar.
ÇIKIŞ VAR MI ?
Tablo böyle, peki sonuç ne?
Toplum politize ama sistem demokratik değil. Halkın geleceği ve kaderi siyaset yoluyla belirleniyor ancak politik sisteme insanlar katılım gösteremiyor.
550 milletvekilinin kim olacağına 4 lider karar veriyor, halk kimi seçtiğini bile bilmiyor. Şunu da söylemeli, 550 vekil var ama Mecliste de parlamenter demokrasi işlemiyor.
Sonuçta milletvekilleri kendisini kim seçerse ona hesap verir ve ona bağlıdır. Partilerde de aynı. Yani sistem çökmüş durumda, esasında o 4 liderin üçünün sistem üzerinde etkisi yok.
Şuan Türkiye'ye tek kişi yön veriyor: Cumhurbaşkanı Erdoğan. Onu ne sistemde, ne kurucusu olduğu partisinde, ne devletin kurumlarda ne de medya veya sivil toplumda Anayasal çerçevede sınırlandıracak ve hata yapmasını önleyecek bir mekanizna kaldı.
Belki bir ölçüde Anayasa Mahkemesi, o kadar.
Bilmem, fotoğrafın bütününü gösterebildim mi, bilmem toplumun bir kesiminin yaşadığı mutsuzluğun sebebini konuşabildik mi?
Buradan çıkış var mı sorusunu pazartesi gününden itibaren hafta boyu hergün tartışacağız.