Şöyle dedik: “Suriye meselesinde Türkiye’nin silahlı mücadelede taraf olması çok yanlış. Sünni refleksle dış politika yapılmaz. Sınırlarımız kevgire döndü. Kimin girip, kimin çıktığı belli değil.
AK Parti’nin dindar siyasetçi ve destekçileri İslamcı devrim rüyası gördükleri için dünyanın birçok ülkesinden gelen İslamcı militanların geçişine göz yumuyor.
Hatta ülkemizden insanların çatışmaya katılmak için Suriye’ye geçmesine müsaade ediyor.
Türkiye dış politikasına dini ve ideolojik hassasiyetle yön veremez. Böyle bir dış politikanın sonu hüsran ve bataklıktır.
Bundan dolayı Türkiye barışçı bir politika izlemeli.”
Bunlara benzer daha onlarca eleştirimiz vardı.
AK Parti’ye muhalif gazeteciler, aydınlar ve CHP başta olmak üzere aklıselim herkes bu itirazları 3 yıl sürdürdüler.
Bu yaklaşımımızın ne kadar haklı ve gerçekçi olduğunu şimdi daha iyi görüyoruz.
Çünkü Türkiye şu anda Suriye meselesinde aldığı yanlış tavrın ceremesini çekiyor.
Ne yapacağını, nerede duracağını bilmiyor. Ne söyleyeceğini kestiremiyor.
Ne yapsa, ne söylese 12 saat sonra değiştirmek zorunda kalıyor.
İşte bu tür eleştiri getirenlerin önemli bir kısmı Kobane meselesinde bambaşka bir tavra büründüler.
Barışçı tutum önermekten vazgeçtiler.
“İslamcı militanların geçtiği koridor ülke olduk, bu cinayete ortak olmaktır” diyenler şimdi “Türkiye Kürtler için neden koridor açmıyor” diye iktidarı yerden yere vuruyorlar.
“Türkiye’nin Suriye meselesinde ne işi var” diyen CHP, Kobane için Suriye’ye kara harekatı önerdi.
“Türkiye dini temelli dış politikaya teslim oldu” diyen aydınlarımızın önemli bir kısmı Kobane’de etnik temelli politika öneriyor.
“Hükumet Suriye meselesinde çatışmayı değil, barışı teşvik etmeli” diyen gazeteciler iktidarı Kobane’de IŞID’a karşı daha etkin olmaya çağırıyor.
AK Parti Esad’a karşı Sünnilerin yardımına ABD’yi çağırdığında ayağa kalkıyorlardı.
Şimdi aynı aydınlarımız ABD’nin IŞID’a karşı Kürtleri koruyan tavrından çok memnunlar.
Peki bu değişikliğin sebebi ne? AK Parti’yi çatışmacı ve Sünni refleksle politika yaptığı için eleştirenler niçin şimdi ülkemizi bir çatışmaya etnik temelli hassasiyetle müdahil olmaya çağırıyorlar.
Suriye’de ölen Sünnileri görmezden gelenler Kobane’de ölen Kürtlere niçin daha hassaslar?
Ya da Suriye’de ölen Sünnileri için savaş isteyenler Kobane’de ölen Kürtler için neden vurdumduymazlar?
Bunun nedenini size anlatayım.
***
Kobane’de aslında ne oldu?
Suriye’de çatışma çıkınca ülkede bir boşluk oluştu.
İşte bu ortamda Kürtler Cezire, Kobane ve Efrin adında üç kanton kurdu.
Yani özerklik ilan ettiler.
Suriye Kürtlerinin en etkin partisi Salih Müslim liderliğindeki PYD.
PYD’nin silahlı kanadı YPG Suriye iç savaşında zaman zaman muhaliflerle zaman zaman da Esad ile çatışıyordu.
Bazı kaynaklara göre PYD, PKK ile benzer bir dünya görüşüne sahip. Yani bu yapılarda sosyalist bir görüş hakim. Bazı kaynaklara göre ise aralarında bir ortaklık var.
Irak Kürdistan lideri Barzani ile PKK arasında uzun zamandır bir çekişme yaşanıyor.
Suriye Kürtleri yani PYD, PKK’ya yakın durduğu için uzun süre Barzani’nin desteğinden mahrum kaldılar.
Hatta Barzani’nin “PYD, Rojava’da devrim yaptığını iddia ediyor. Kime karşı kazanılmış bir devrim bu?” sözleri hem PYD hem de PKK çevrelerinde infiale neden oldu.
Öyle ki bu iki yapı Barzani’yi “hain” ilan ettiler.
Barzani ise PYD’nin PKK ile olan yakınlığından rahatsızdı ve Suriye’deki yönetimi bütünüyle PKK ve PYD ikilisine bırakmak istemiyordu.
Bunlardan başka bir de dindar Kürtler var. Onlar Salih Müslim’in bu çalışmalarından uzak durdular.
Çünkü “PYD- PKK’da sosyalist bir görüş hakimdi” Bu nedenle Kürtlerin bir kısmı IŞID’a katıldı. Bir kısmı ise yaklaşık 6 bin kişi Barzani’ye sığındı.
İslamcı Kürtleri de içinde barındıran IŞID Kobane’ye saldırdığında hem Türkiye hem de Barzani ilk aşamada bocaladılar.
Barzani Kobane’ye yardıma mesafeli durunca Talabani’nin partisi KYB ABD’nin aracılığ ile Kobane’ye silah gönderdi.
Bunun üzerine Barzani geri kalmamak için Kobane’ye yardım teklif etti.
Fakat PYD lideri Salih Müslim yaptığı açıklamada “Barzani’den en fazla 100 kişilik bir peşmerge grubunu kabul edeceğini onları da savaşmak için değil silah taşımaya yardımda bulunmak amacıyla” istediğini belirtti.
Yani Barzani’nin Kobane’de etkinlik kazanmasını istemiyordu.
Barzani'nin yardımını reddeden PYD PKK ile ortaklığına rağmen Türkiye'nin yardımını istiyor.
Yanı olay bir anlamda Kürtlerin liderlik çekişmesi.
PKK’nın Türkiye’de Hizbullah taraftarlarını öldürmesi de bu çekişmenin bir diğer ayağı.
Türkiye’deki aydınların, gazetecilerin, siyasilerin tavırlarını da bu örgütlerin ideolojileri belirliyor.
Türkiye gerçekten tuhaf bir ülke.
Hatta ülke demek için bin şahit lazım.
Ne esaslı bir devlet olabildik ne de şahsiyeti olan bir toplum.
Türkiye’nin çıkarını öncelikli mesele yapan ne iktidarlarımız oldu ne de muhalefetimiz.
Mesele Türkiye olduğunda ideolojik tarafgirliklerini geri plana iten ne aydınlarımız oldu, ne de medyamız.
Kimisinin IŞID ile duygusal yakınlığı var kimisinin de PKK ile.
İktidarımız ve ona yakın aydınların bir kısmı Kürt meselesini dindarlaştırmak için çabalıyor. Sol kökenli muhalif aydınların önemli bir kısmı da Kürt meselesini sol harekete zemin yapmaya çalışıyor.
İktidarı IŞID’a tavır almaya çağıran aydınlarımız PKK’ya esaslı bir tepki gösteremiyorlar.
PKK geçtiğimiz ay bölgede 200’den fazla okul yaktı. Bunu dert edinen, eleştiren, kınayan kimseye rastlamadım.
IŞID kafa kestiğinde İslamcılar utana sıkıla bir kınama yayınlıyor. PKK kimisi Hizbullah’a yakın 40 vatandaşımızı vahşice öldürdüğünde ise kimileri hariç solcu aydınlarımızda benzer suskunluk var.
Çünkü IŞID İslamcı, PKK ise solcu.
Hepsi istiyor ki Türkiye kendi ideolojilerine yakın politika izlesin.
21. yüzyıla geldik hala ideolojik çatışma ve kazanım derdindeler.
Ülkemizin geldiği duruma bakmıyorlar.
Ne yazık ki hepimiz çöplükte yaşıyoruz. Hem de birbirinin gözünü oymak için can atan leş kargalarının yaşadığına benzer bir çöplük burası.
Türkiye’yi öncelikli mesele edinen gerçek iktidarlarımız, namuslu muhalefetimiz, haysiyetli ve dürüst aydınlarımız olsaydı ülke bu halde olur muydu?
Kendi ellerimizle kendi ülkemizi çöplüğe çevirdik.
***
Peki Türkiye ne yapmalı?
Türkiye Suriye meselesi patlak verdiğinde de söylediğimiz gibi her zaman barışçı bir dış politikaya yönelmeli.
Ne dini temelli politikalara prim vermeli, ne de etnik temelli politikalara.
Etrafında olup biten olaylara yaklaşımı barışçı, sorun çözücü, arabulucu, ve insani yardımdan başkası olmamalı.
Yoksa bu bataklıktan çıkamayız.
Aksi takdirde Ortadoğu çöplüğünde her geçen gün biraz daha derine batarız. Zaten batıyoruz.
Sınırlarımızı ideolojisine, dinine, etnik kimliğine bakmadan mazlum olan herkese sonuna kadar açmalı. Ama çatışmayı kışkırtacak, derinleştirecek tutumlardan da kaçınmalıyız.
İçeride ise demokrasiyi ve özgürlükleri artırmaktan başka yolumuz yok.
Herkesin özgür, eşit ve haysiyetiyle bir yaşam süreceği ülke yaratmaktan başka seçeneğimiz yok.
Fakat bunu kime anlatacağız ki?
İdeolojik tarafgirlikten bir türlü kurtulamayan aydınlarımıza mı? Kişiliksiz, çıkarcı muhalefet partilerimize mi? Yoksa İslamcı devrim rüyası gören iktidarımıza mı? Hangisine?