Reklam
ÇİĞDEM DURKAN

ÇİĞDEM DURKAN

AVUKATINIZ ANLATIYOR

Ankara Batı Çocuk Mahkemesi'nin Önemli Kararı

20 Aralık 2020 - 16:35 - Güncelleme: 21 Aralık 2020 - 15:50

Her yeni yıl yaklaşırken 2015 yılı 31 Aralık günü üzerinde çalıştığım çetrefilli bir dosyayı, sevinçle anımsarım. Bu vesileyle sizlere çocuğa yönelik istismar suçundan da bahsetmiş olacağım. Hem de özverili çalışmalarıyla benim için o yıla damgasını vuran o zamanki adıyla Ankara Batı Çocuk Mahkemesi kalemi çalışanlarına ve hâkimine de içten bir yılbaşı tebriki iletmiş olurum belki kim bilir.

O gün bana Ankara Barosu Gelincik Merkezi’nden ulaşmışlardı. Gelincik Projesi, kadına yönelik şiddete karşı mücadele amacı ile kurulmuştu yıllar önce. Maddi imkânsızlık yaşayan, aynı zamanda şiddete maruz kalmış kadın ve çocuklara avukatlık hizmeti sunulmasını hedefliyordu. Ben de kurulduğu günden beri bu projede gönüllü avukat olarak yer almaktayım. Bana telefon geldiğinde, çocuğu, Ankara’daki Behice Eren Çocuk ve Gençlik Merkezi’nde, yani yaygın tabiri ile yurtta kalan müvekkilin, çocuğunu iki haftadır göremediğini öğrenmiştim. En son gördüğünde çocuğunun vücudunun her tarafında boydan boya morluklar olduğunu fark etmiş, hemen fotoğraflamış; ancak o günden bugüne çocuğunun sesini dahi duyamamıştı. Yurdun kapısına gitmiş, yalvarmış, ağlamışsa da defalarca kapıdan kovulmuştu. Elbette en sonunda çalışanlara, onları şikâyet edeceğini söylediğini, bu yüzden de çocuğunu ondan sakladıklarını belirtmeme gerek yok sanırım. Herhalde yurt görevlileri, çocuğun yaralarının izlerinin kapanmasını bekliyor olsa gerekti.

Yine de yasaya göre çocuklar, yurda mahkeme kararı ile yerleştiriliyordu. Buna rağmen göz göre göre nasıl suç işlemiş olabileceklerine akıl erdirmek mümkün değildi. Kamu görevlisinin görevi ihmali ağır bir suçtu ve ciddi yaptırımları vardı. Bir yandan müvekkil perişan haldeydi, en azından yılbaşında oğlu ile olabilmek, gerçek anlamda yaralarını sarmak, onu güven içinde kucaklamak isteğindeydi. Hemen harekete geçmek gerekiyordu.
Dünya Sağlık Örgütü, çocuk istismarını “çocuğun sağlığını, fiziksel ve sosyal gelişimin olumsuz yönde etkileyen bir yetişkin, toplum veya ülke tarafından bilerek veya bilmeyerek yapılan davranışlar” olarak tanımlıyor. Ne yazık ki istismar fiilini, yalnızca TCK’deki düzenlemede yer aldığı şekli olan çocuğun cinsel istismar suçu ile anıyoruz. Oysaki çocuğun maruz kaldığı her türlü fiziksel şiddet, küfür, tehdit, hakaret ve bunlar haricinde gelişimini engelleyebilecek tüm davranışlar istismardır.  

Bu olayda çocuk, bir gece bir sebepten evden kaçmış ve kolluk kuvvetleri onun sokakta amaçsızca dolaştığını fark etmişti. Çocuğun ailesine ulaşılamayınca da onu mecburen yurda teslim etmişlerdi. Çocuk Koruma Kanunu’na göre; çocuk hakkında gerekli sosyal incelemeler yapılarak çocuğun korunmasına yönelik beslenme, barınma gibi koruyucu ve destekleyici tedbirlerin alınması mümkündür. Yani kolluk doğru bir şekilde, çocuğu, kendi güvenliği için yurda teslim etmişti. Bu aşamadan sonra çocuğu korumak ve gözetmek görevi kurumda çalışan kamu görevlilerine geçmişti. Bizim olayımızda ise çocuk, maalesef teslim edildiği yurtta akranları tarafından darp edilmiş ve çocuğu korumakla görevli yurt görevlileri, buna engel olmadıkları ve çocuğu sonrasında hastaneye götürmedikleri için görev suçu işlemişlerdi. Üstüne üstlük iki haftadır, annenin çocuğu görmesine de engel olmuşlardı. Çocuğu neden annesine teslim etmedikleri de belirsizdi. Elimizdeki tek bilgi anneden mahkeme kararı istendiği idi.

Çocuk Koruma Kanunu’nun 3. Maddesinde korunma ihtiyacı olan çocuk tanımı yer alır. Buna göre: “Bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru çocuk” korunma ihtiyacı olan çocuktur. Son halde, sokakta kaldığı için korumaya alınan çocuk, yurt çalışanlarının görevini ihmal etmesi nedeniyle ikinci kez korunma ihtiyacı olan statüsündeydi.

Türk Ceza Kanunu Madde 257/1: Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yani kurum görevlilerinin işlediği suç nedeni ile yargılanması şarttı; ancak öncelikle çocuğu güvenli şekilde annesine ulaştırmak gerekiyordu.

Peki 31 Aralık günü, bu çocuğu yurttan çıkarmak nasıl mümkün hale getirilebilirdi? Hem yılın son günü olması, hem iki haftadır doğru şekilde harekete geçilmemesi hem de işin aciliyeti işi oldukça çetrefilli hale getiriyordu. Aynı zamanda yurt çalışanlarının da yargılanmasını sağlamalı, anne ve çocuğu bir an önce bir araya getirmeliydim. Peki acaba yasal olarak neler oluyordu? Neden çocuğu annesine teslim etmiyorlar ve hangi hakla saklıyorlardı? Cevaplar Çocuk Koruma Kanunu’ndaydı.

Yasanın 7. Maddesinin 5. Fıkrasına göre : “Hâkim, çocuğun gelişimini göz önünde bulundurarak koruyucu ve destekleyici tedbirin kaldırılmasına veya değiştirilmesine karar verebilir. Bu karar acele hâllerde, çocuğun bulunduğu yer hâkimi tarafından da verilebilir. Ancak bu durumda karar, önceki kararı alan hâkim veya mahkemeye bildirilir.”

Bu durumda çocuk, herhalde mahkeme kararı ile yurda alınmıştı ve iade edilmesi için yine mahkeme kararı gerekiyordu. Çünkü bazı durumlarda, şiddete uğrayan, çalıştırılan ya da kötü koşullarda yaşayan çocuklar ailelerinden alınıp mahkeme kararı ile yurtlara yerleştirilebiliyordu. Çocuğun dosyasını görene dek olayın asıl dayanağını anlamak mümkün değildi. İlk iş olarak güç bela çocuğun dosyasını bulabildim ama o da ne, dosyada çocuğun yurtta kalmasını gerekli kılan hiçbir mahkeme yahut kurum kararı yani dayanak belge yoktu. Yani çocuk sadece karakoldan yurda teslim edilmiş ve bir teslim tutanağı düzenlenmişti o kadar. Çocuğun yurtta kalması için henüz sosyal inceleme yapılmamış, mahkeme kararı verilmemişti. Yani çocuk kayıtlara göre yurttaydı ama yasal olarak işlemleri tamamlanmamıştı. Böylece yurt görevlileri çocuğu bize çocuğu teslim etmemenin yasal boşluğunu ellerinde tutuyorlardı. Bunu kötüye kullanıyorlardı. Ortada çocuğun henüz yurtta kalması yahut kalmaması yönünde bir karar yoktu ve fakat bu yüzden çocuğu teslim etme yetkileri de yoktu. Öğle saatlerinde adliye ve yurt arasında birkaç kez gidip geldikten sonra bu durumu ancak öğrenebilmiştim. Yine de darp edilen çocuğu iki haftadır annesine göstermemelerinin hala yasal bir dayanağı yoktu ancak yeni bir hamle düşünmeli, elimi de çabuk tutmalıydım.

Çocuk Koruma Kanunu Acil Koruma Kararı madde 9 : “ Derhâl korunma altına alınmasını gerektiren bir durumun varlığı hâlinde çocuk, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından bakım ve gözetim altına alındıktan sonra acil korunma kararının alınması için Kurum tarafından çocuğun Kuruma geldiği tarihten itibaren en geç beş gün içinde çocuk hâkimine müracaat edilir. Hâkim tarafından, üç gün içinde talep hakkında karar verilir. Hâkim, çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerektiğinde kişisel ilişkinin tesisine karar verebilir.”

Anlaşılan o ki çocuğun yurda ulaşmasından sonraki beş gün içerisinde kurum çalışanlarının Mahkeme’ye başvurmaları gerekmesine rağmen başvurmamışlardı. Hakimin, annenin çocuğu görmesini olanaklı kılan kişisel ilişki tesisine dair karar verme yetkisi de vardı. Hatta şimdiye dek en azından çocuğun yurtta kalmasına dair mahkeme kararının verilip dosya arasına geçmiş olması gerekirdi. Hiçbir işlem yapılmamıştı. Çocuğu iki haftadır adeta saklıyorlardı. Geldiğinde darp edildi, yaraları geçene kadar mahkemeye başvurulmayacak, böylece rapor aldırılmayacaktı. Belli ki onun peşine düşecek kimsenin olmadığını düşünmüşlerdi. Annenin de bu yüzden içi içini kemiriyor, kendini suçluyordu. Yurt çalışanları muhtemelen çocuk iyileştikten sonra sosyal inceleme raporu aldırılsa dahi, çocuğu bir şekilde yalancı çıkaracak ve durumun ispatı mümkün olmayacaktı. Böylece onlar da görevi ihmal suçundan paçayı sıyıracaklardı. Kim bilir darp edilen çocuk geçen iki haftada ne zorluklar atlatmıştı. Halin acele olduğu açıktı. Bir de çocuğun dosyasının olduğu Ankara Adliyesi ile benim başvurmam gereken çocuğun yerleşim yeri mahkemesi olan Ankara Batı Çocuk Mahkemesi birbirine neredeyse otuz kilometre uzaktaydı. Öğle vaktini dilekçe yazarak değerlendirip bütün gün adliyeler ve yurt arasında mekik dokuduk anne ile beraber. Gün içinde çocuğu kontrol etmek ve durumu anlamak niyeti ile yurda gitmiş, çocuğu yeniden görmeye çalışmıştık; ancak bizi yine Mahkeme kararı getirmeye zorlamışlardı. Ben o sırada memurlar hakkında suç duyurusunda bulunacağımı söylemiş hatta dilekçelerini hazırlayıp savcılığa teslim dahi etmiştim. Bunu söylemem dahi kar etmemişti. En sonunda gerekli başvuru ve görüşmeyi yapıp Ankara Batı Çocuk Mahkemesi hâkimin karar vermesini beklemeye başladığımızda saat 15.30’du. Çocuğun annesiyle koridorda volta atıyor, bir yandan sohbet ediyor, bir yandan her an karar elimize geçer diye yerimizden bile kıpırdamak istemiyorduk.

O koridorda geçmeyen dakikalar boyunca, ne kadar çetrefilli bir hayat yolunda yürüdüğünü anlatmıştı bana annesi. Hayatındaki tüm güçlüklere karşın yetiştirdiği çocuğunun, bazı özel durumlarından ötürü yaşadığı çaresizliği, üzerindeki yorgunluğu, kendini ne kadar suçlu hissettiğini ömrüm boyunca unutamam. Hala dimdik ayakta durup çocuğu için savaşması ise takdire şayandı. Kalemdeki görevliler bize bütün gün anlayışla ve özveriyle ellerinden gelenin daha da fazlasını yaparak yardım etmişler, bizim için hiçbir karşılık beklemeden fazla mesai yapmışlardı. Herkes adeta çocuğun yeni yıla annesi ile girmesi için çabalıyor, annenin bir yandan acısını bir yandan umudunu paylaşıyor ve destek olmak istiyordu. Akşam Ankara Batı Çocuk Mahkemesi hâkimi, mesaiden ayrılmadan çok az önce dosyayı etraflıca incelemiş ve kararını vermişti. Kurum, çocuğu anneye teslim edecekti. Kararın yazılması ve imzalanması için geçen son yarım saatteki duygularımızın tarifi ise imkansız.

Kararı aldığımızda saat tam 17.30’du. Herkes o saatte evine ailesi ile birlikte yemek yemeğe giderken biz bir yandan trafikle boğuşup bir yandan sevinçle çocuğu teslim alacağımız anı hayal ediyorduk. Acaba aynı gün çocuğu teslim alamayacağımızı düşünüp yine çocuğa zarar vermişler miydi? Çocuk nasıldı? En son gittiğimizde görememiştik ama mutlaka sesimizi duymuştu. Mesai saati bittiği için belki de yetişemeyeceğimizi düşünüyordu. Kimbilir nasıl sevinecekti. O gün aynı yolu üç belki dördüncü kez gidiyordum ve buna gerçekten değmişti. Yurt görevlileri beklemediğimiz bir şekilde kararı görür görmez hemen çocuğu bize teslim ettiler. Oysa biz yolda çocuğu hemen teslim etmeyebilir ya da zorluk çıkarırlar diye kolluğa haber verme planı yapmış, en kötü ihtimalle gece yarısından önce çocuğu alırız kendimizi hazırlamıştık. Akşam yedi civarı çocuğu sağ salim görmek bizim bile inanamadığımız bir mucize gibiydi ve yaşadığımız bütün stresi bize unutturdu. Yaşadığım en uzun 31 Aralık, mesaisi türlü tartışma, telaş, koşuşturmanın akabinde sona ermişti. Çocuk o gece annesine kavuşmuştu. Tüm bu yaşananlar bana da o yılın ve belki de meslek hayatımın en büyük hediyesi olmuştu. Tabi şimdiye dek bir iki dostumun samimi kutlamaları ve o anne ile çocuğun gülümseyişinden başka konudan haberdar olan var mıdır bilmiyorum.Yurt ve mahkeme çalışanlarını saymazsak.

Aradan yıllar geçti, bir gün ofisin telefonu çaldı. Telefonda çıkaramadığım bir çocuk sesi. Bana o günleri anımsatıyor. Bizim çocuk büyümüş, hatta beni hukuki bir konu danışmak için arıyor. O gün ona ne olursa olsun yanında taşımasını söylediğim kartvizitimi atmamış, oradan ulaşmış bana. Sesini duyduğum ve sağlığı yerinde olduğu için hayli seviniyorum. Konuşmanın sonunda bana unutamayacağım bir haber veriyor:   “Abla biliyor musun, o yurttaki bütün çalışanlar işten atıldı, hepsinin yerine başkaları geldi, sen onları şikâyet etmiştin ya, işte o yüzden gönderdiler onları.” Benim o günün telaşı içinde yaptığım suç duyurusu yerine ulaşmış, hatta belki bizim çocukla beraber başka birçok çocuğun vicdanını bizimki gibi rahatlatmıştı. Ben de çocukluğumdan beri hayalini kurup türlü zorluklarla sahip olduğum mesleğim sayesinde, ideallerime bir nebze olsun ulaşabilmenin hazzını yaşayabilmiştim. Çocuğun sesindeki sevinci kelimelerle anlatabilmem mümkün dahi değil.

Bu yazımda tam beş yıl önce söz verdiğim gibi; o zamanki adı ile Ankara Batı Çocuk Mahkemesi’nin, 2015 yılındaki tüm çalışanları ile sayın hâkiminin, emeklerinin duyulmasına biraz dahi katkım olabildiyse ne mutlu bana. Dürüst, özverili çalışmalarının bana ve bu olaydaki gibi korunma ihtiyacı olan çocuklar ile ailelerine, bugün dahi güven ve umut aşılamayı sürdürdüğünü hatırlatarak yeni yıllarını kutlamış olmak isterim. Bu uzun yazımı ise kitaplarını okumaktan çok keyif aldığım şair, şarkıcı, aktris, senarist öğretmen, kadın ve siyahî haklar savunucusu Maya Angelou’nun bir sözü ile bitirmek istiyorum:
Birinin bulutundaki gökkuşağı olmaya çalışın.   
 

Bu yazı 1797 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Çiçek Özer
    10 ay önce
    Rabbim yolunuzu açık etsin emeği gecen herkesin yüreğine sağlık iyi ki varsınız.Yeni yılınızı kutluyor başarılarınızın devamını diliyorum Sevgi ve saygılar.